• Eski mısırlılar ölülerini mumyalamada Propolis kullanıyorlardı.
  • Bal arısı (Apis mellifica): Cemiyet hayatı en düzenli hayvan bal arısıdır. Dünyanın her tarafına yayılmış olmakla birlikte anavatanı Batı Asya veya Anadolu olarak bilinir.
  • Petekler altıgen prizma şeklinde olup, en az balmumuyla en çok balı depo edebilecek şekilde imal edilirler. 500 gram balmumundan otuz beş bin petek yapılıp, içine 10 kg bal saklanır.
  • Yapılan petekler kuvvet ve hafiflik bakımından birer şahaserdir. Duvarları santimetrenin 1/500’ü inceliğinde olup kendi ağırlığının 30 mislini taşıyabilir.
  • Altıgen prizma aynı zamanda dışarıdan zorlamaya karşı en dayanıklı şekildir. Petek hücreleri o kadar muntazamdır ki, on sekizinci asırda yaşamış Fransız bilim adamı Remaur, bu hücrelerin çaplarının milletlerarası bir ölçü olarak kullanılmasını teklif etmiştir.
  • Yarım kilo bal için 37 bin arı yükü bal gerekir.
  • Arı, diliyle olduğu kadar bacaklarıyla da tat alır.
  • Kaşgarlı Mahmud’un açıklamasından da anlaşıldığına göre Türkler önceleri bala, arı yağı diyorlardı. Sonraları özellikle batı Türkleri (Oğuzlar, Kıpçaklar, Suvarlar,…) bal demeye başladılar.
  • Çatalhöyük duvar süslemelerinde çiçekler üzerinde böcekler resmedilmiştir. Bu da bize günümüzden 8-9 bin yıl önce Anadolu da arının balı çiçeklerden topladığının bilindiğini gösteriyor.
  • Anadolu da insanlar sevdiklerine balım dedikleri gibi, bunu bir övgü sözü olarak da kullanırlar. Bu da Anadolulunun bala verdiği değeri gösterir.
  • Hititler in çivi yazısıyla yazdıkları toprak levhalardan günümüzden 4000 yıl önce arıcılığı tanıdığını öğreniyoruz. Levhalardaki reçeteler Sümerler ve Hititlerin balı hastalıklarda kullandıklarını göstermektedir.
  • Piramitlerde ağızları hava geçirmeyecek biçimde kapatılmış bal küpleri ve Kraliçe Hepçesut un armasında arı bulunması, Mısırlıların bala büyük değer verdiğini göstermektedir.
  • Romalı hekimler balın çok güçlü bir panzehir olduğuna inanıyorlardı.
  • Mısırlı, Romalı, Yunanlı ve Arap hekimler balı göz hastalıklarında kullanmışlardır.
  • M.Ö. 3200 dolaylarında eski Mısır hiyerogliflerinde, arı sembolü firavunları temsil ederken, balın Güneş Tanrısı Ra nın dünyadaki gözyaşları olduğuna inanılırdı. Bal çok sevildiğinden, memurlar sürekli, Suriye ve Yunanistan’dan bal getirmek zorunda kalıyorlardı. II. Ramses dönemindeki memurların maaşlarının bir kısmı bal ile ödenirdi. Bir kavanoz balla çok rahat bir eşek veya inek alınabiliyordu.
  • Bal arısının geçmişi insanların var oluşundan 20 milyon yıl önceye, yani günümüzden 120 milyon yıl öncesine dayanmaktadır.
  • Neolitik çağlardan itibaren Babil, Sümer ve Girit gibi birçok medeniyette diğer dünyaya giriş anahtarı bal olarak görüldüğünden önemli insanlar balla birlikte gömülmüştür.
  • Mısırlı arıcıların bitkilerin çiçeklenme durumuna göre arı kovanlarının yerlerini değiştirdiklerini gösteren bir papirüs bulunmaktadır.
  • Eski Mısır’ da bal; temizlik ve saflığın sembolü idi. Bu döneme ait mezarlar içersinde yaklaşık 3200 yıllık, İtalya’ da 2600 yıllık bal bulunmuştur.
  • Ebers papirüslerinde MÖ 1600’ lerde, Mısırlıların balla beslendikleri ve tedavi gördükleri yazılıdır.
  • Balın kullanıldığı alanlardan biriside kutsal törenlerdir. Mısır firavunları, tapınakları ve törenleri yöneten rahiple bu törenlerde kullanmaları amacıyla çok sayıda bal küpü verirlerdi.
  • Balın Mezopotamya kültüründe en çok kullanılan alanlardan birisi, bereket ve koruma sağlamasıyla ilişkiliydi. Önemli yapıların temellerine, kapı eşiklerine ve kapı sürgüsünün üzerine bal döküldüğüne ilişin pek çok yazılı belge bulunmaktadır.
  • MÖ 682 yılında Babil’in yeniden inşa edilmesi sırasında da temellere yağ, bal ve şarabın döküldüğü bilinmektedir.
  • Bütün kültürlerde olduğu gibi Mezopotamya’ da bal kötü güçlerin kovulmasında kullanılan önemli bir büyü maddesi olarak yer almıştır.
  • MÖ 3.binyılın ortalarından itibaren pek çok örneği bulunan cin çıkarma ayinleri, yazılı belgelere de yansımıştır.
  • Herodotos, Mısırlılar gibi Babillerin de ölülerini mumyaladıklarından ve hatta bal içinde beklettiklerinden söz etmektedir.
  • Amasyalı coğrafyacı Strabon da Asurluların ölülerinin bedenlerini balla kapladıklarını ifade etmiştir.
  • Tatlandırıcı özelliği nedeniyle mutfakların vazgeçilmezi olan bal, pek çok yemekte çeşni olarak ta kullanıldığı gibi meyve, sebze ve etin uzun süre dayanması için muhafaza maddesi olarak ta kullanılmıştır.
    Yıllanmış kaliteli şarapların içine katılarak tatlandırılan mulsum, aristoktratların en çok tercih ettiği bir şarap türü olmuştur.
  • Arı Minos ve Myken tanrıçası olan Potnia’nın simgesidir. Söz konusu tanrıça aynı zamanda ‘Saf Ana Kraliçe Arı’ olarak da tanımlanmaktadır.
  • M.Ö. 1300’lü yıllara tarihlenen Hitit metinlerinde arı kovanlarını veya bal çalanları cezalandırılmaya yönelik hazırlanan kanunlar, balın Hititler için ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
  • Antik Yunan’ da arıya melisa, bala da meli denirdi. Ambrosia ise Tanrıların yiyeceği ya da içeceği olarak bilinirdi.
  • Yunan Mitolojisinde arılar, Musa adı verilen ilham perilerinin kuşları ve tanrıların habercileri olarak görülmektedir. Baş tanrı Zeusun sıfatlarından bir “Arılar Kralı” idi.
  • Tanrısal çocuk (Zeus) balla besleniyordu. İda’ daki arılar balı onun için özel üretiyorlardı. Bal ise bilgeliğin ve yaratıcılığın kaynağı olarak görülüyordu.
  • Pek çok güzellik ve sağlık reçetesinde en başta yer almaktaydı. Hipokrat’ın (M.Ö.466-377) reçetelerinde yüksek ateş, yaralanma, ödem ve iltihaplanmalara karşı en başta bal yer alıyordu.
  • Arıcılık ile ilgili ilk ciddi araştırmalar ve düzenlemeler antik Yunanda M.Ö. 600 dolaylarında gerçekleşmiştir. Ünlü düşünür, Aristoteles (M.Ö. 384-322) arıcılık ilgili ilk kitabı yazmıştır. Hekimler yüksek ateşten iktidarsızlığa, yaralanmadan strese kadar yaklaşık 50 farklı rahatsızlığa karşı en başta balı önermişlerdir.
  • Ambrossia(bir çeşit bal) Babil, Pers, Çin ve Mısır tarihin de sonsuz bir sağlık ve gençlik kaynağı olarak kabul edilmiştir.
  • Anasının emzirmediği Apollon’ da ambrosiayla beslenmiştir.
  • Yunan Mitolojisine göre tanrıların tanrısı, Olympos’ un efendisi Zeus, bebekliğinde babası Kronos’ un şerrinden kurtulmak için annesi tarafından bir mağaraya kapatılmış ve burada bal ve keçi sütüyle beslenmiştir.
  • Amalthee ile Zeus’ u büyüten Melissa’ nın arı olduğu söylenir. Melissa tarafından beslendiği için Zeus’ un lakabı da Melisaeus’ tur.
  • Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağı M.Ö. 334-250 yılları arasında ününü dünyaya duyurmuştur. Artemis tapınağı Antik Efes kenti içerisindedir. Tapınakta bulunan dünyaca önemli ve kült bir eser olan Efes Artemis Heykelinin alt bölümü bir sıra arı motifi ile süslenmiştir. Tanrıçanın kutsaliyeti ile özdeş olan arı Efes antik kentinin simgesi olmuştur. Antik dönemde kullanılan sikkelerin(paraların), heykellerin ve takıların üzerinde çok yaygın arı motifi kullanılmıştır.
  • Romalılarda arıcılık bilgisi genel kültür olarak görülmeye başlanmış ve pek çok ünlü bilim adamı ve tarihçi arıcılıkla da uğraşmıştır.
  • Sadece arıların davranışlarını gözlemlemek ve çözmek için pencereli kovanlar yapılmıştır. Hali vakti yerinde olan her Romalı ciddi büyüklükte kolonilere sahip olurken, en az bir kölesi arıcılık ile uğraşmıştır.
  • Antik Roma İmparatorluğu’nda(M.Ö.30-M.S 339) kovan sahibi olmak önemli bir zenginlik ve prestij göstergesi sayılmıştır.
  • Anadolu tıpkı şarapçılıkta olduğu gibi arıcılık ve bal üretiminde de Mezopotamya’ ya önderlik etmiştir. Bal Mezopotamya’ da M.Ö. 8. yüzyıldan önce biliniyordu. Asur’ un Suki ve Mari valisi Samas- res- user tarafından diktirilen bir stel(dikilitaş) üzerinde, Habha dağlık yöresinden( Muhtemelen Toros Dağları’nın bir kısmı) bölgeye ilk arı ve arı kovanları getirttiğini yazar. Bal düşkünü olduğu anlaşılan vali, ısıtmak suretiyle balı peteğinden nasıl ayırdığını da anlatır.
  • Bal denilen mucizevi iksirin Tanrı’ nın insanlara, arılar yoluyla ilettiği mesaj olduğuna ve Tanrı’ nın sözünün çiçeklerden arılar tarafından bala taşındığına inanılıyordu.
  • Günümüzde de Anadolu’ da doğan bebeklerin ve gelinlerin tatlı dilli olmaları için ağızlarına bal sürüldüğü bilinmektedir.
  • Büyük İskender de ölümünden sonra halis balmumu ile mumyalanmıştır.
  • İbni Sina (M.S.980-1037) da balın çok değerli bir panzehir olduğunu, fiziksel ve ruhsal pek çok hastalığın tedavisinde tek başına veya bitkilerle karıştırılarak, şerbet, merhem, kullanılabileceğini vurgulamıştır.
  • Herodot un Mısır tarihinden bize aktardığına göre, Mısırlılar tanrılarına adayacakları hayvanları un, kuru üzüm, incir ve çeşitli aromaların balla harmanlanmasından oluşan bir karışımla doldururlarmış.
  • Anadolu’ nun batısında kuyumculuk zanaatının doruğa çıktığı MÖ 6. ve 5. yüzyıllarda yapılan takılarda arı motifi sıklıkla görmekteyiz. Özellikle de küpelerde, apliklerde, broşlara da ve iğne topuzlarında kullanılmıştır. En özgün örnekler Efes Artemis Tapınağı adak çukurunda ve Uşak çevresinde bulunmuştur.
  • Türk Moğol Hanı Karahan, oğlu Oğuzhan ve torunu Ayhan, arılara bellerine bağladıkları renk renk ipliklerle postacılık yaptırırlar, kumandanlarına haber gönderirler. Her renk ip, bir isteğin simgesiydi. Özellikle Oğuzhan arılara ve bala çok önem verirdi. Yüzbinlerce kovanı vardı ve askerlerine bal yedirirdi.
  • Selçuklularda da arıcılık ve bal önemli yere sahipti. Konuklara koruk ve bal şerbeti ikram edilmesi adetti.
  • Osmanlı döneminde, devlet, arıcılık yapanlardan “Öşr-ü asel”(bal vergisi) ve “Öşr-ü kovan”(kovan vergisi) alırdı.
  • Kanuni Sultan Süleyman döneminde kovanlar verimli(ala) ve verimi düşük(edna) olmak üzere ikiye ayrılıyordu. O dönem çıkan bir kanunnamede, bal verisi için,“..ala kovandan iki akçe, edna kovandan bir akçe alına.. ”diye yazılır.
  • Kovanlardan alınan balla önce o yörenin gereksinimi karşılanır sonra da kovan sahipleri devlete bal ve kovan vergisini ödermiş. Vergi vilayetlere ait kanunnamelere göre değişiklik gösterirmiş.
  • Osmanlı İmparatorluğunda Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Selim döneminin kanunnamelerin de arıcılıkla ilgili hükümlerin bulunması Türk toplumları içinde, arının ve arıcılığın bilindiğini ve önem verildiğinin göstergesidir.
  • Fatih Sultan Mehmet döneminde Topkapı Sarayı’nda bir ayda 3.313 kilogram bal tüketiliyordu.
  • Balın yan ürün olan balmumu ise Osmanlı Dönemi’nde başta mum imalatı olmak üzere çeşitli amaçlarla kullanılan malzemeydi.
  • Fatih devrinde çadırların tamiratı için kullanılmıştır. Osmanlı toplumunda balmumu bal tüccarları tarafından değil balmumu tüccarları tarafından satılmaktaydı.
  • 17. yüzyılda Evliya Çelebi seyahatnamesinde Sivrihisar’ ın çam ormanlarındaki basura balından bahsetmektedir.
  • Bugünde Anadolu zengin floral kaynakları, arı ırk ve ekotipleri ile zenginliğini sürdürmekte, önemli potansiyeli ile dünya arıcılığında önemli yere sahiptir.
  • 1700’ lerde İngiliz Kraliçesi Anne, bal ve zeytin yağında yaptığı karışımı saç kremi olarak kullanmıştır
  • 17. yüzyılda Roma ve Vatikan’ ı yöneten Barberini Ailesi1623 yılında VIII.Urban adıyla papa olmasından sonra kedisi ve ailesi tarafından Roma’ da yoğun bir restorasyon ve inşa faaliyetlerine girişilmiş ve ailenin üç arılı amblemi, cömertliklerinin bir sembolü olarak bu yapılarda kullanılmıştır.
  • 1586 yılında İspanya’da Luis Mendez de Torres tarafından ana arının dişi olduğu ve yumurtladığı tanımlaması yapılmıştır.
  • İngiltere de Richard Remmant 1637 yılında işçi arıların dişi olduğu açıklanmıştır.
  • Ana arının yumurta veya genç larvada yetiştirilebileceği gerçeği1586 yılında Almanya’ da Nicel Jacob tarafından açıklanmıştır.
  • Ana arının erkek arıyla çiftleşme bilgileri 1771’ de Slovenya’ da Anton Jacha’ nın açıklamalardan önce biliniyordu.
  • 1750 yılında Arthu Dobbs arıların topladığı polenin çiçeklerin erkek hücresi olduğunu ve yumurta hücresini döllendiğini, arının bir uçuş da aynı tür çiçeklere konduğunu gözleyerek aksi durumda yabancı tozlaşmanın bir felaket olacağını bildirmiştir.
  • 1869 da Charles Dadant tarafından prensip olarak Langtroth kovana benzeyen fakat farklılıklar taşıyan Dadant tipi kovanı arıcılığa kazandırmıştır.
  • Bu iki tip kovanın bulunmasıyla arıcılık dünyaya süratle yayılmıştır.
  • Eski Dünya’ ya ait bal arısı1638’ de Kuzey Amerika’ ya,1850’ lerde Amerikanın batı kıyılarına, Avustralya’ ya götürülmüştür. Böylece arıcılık 19. yüzyıl ortalarında bütün dünyaya yayılışını tamamlamıştır.
  • 1865’de süzme makinesinin yapılması,
  • 1882’de larva transferi ile ana arı yetiştirilmesi,
  • 1926 da arılara yapay tohumlama Watson tarafından gerçekleştirmesi arıcılıktaki önemli gelişmelerdir